Hititler
30/11/2007 -Kategori: Uygarliklar
Hititler, tarihte Anadolu'da devlet
kurmuş bir halk. Hint-Avrupa dil ailesi'ne dahil bir dil
konuştukları için Hint-Avrupa kökenli bir topluluk olduğu kabul edilmektedir.
M.Ö. 2000 yıllarında Anadolu'ya göç ederek yerli Hatti Beylikleri
üzerinde hakimiyet kurdukları bilinmektedir.
Konu
başlıkları
·
3
Hitit İmparatorluğu’nun Yapısı
·
6
Kadeş Savaşı ve Barış Antlaşması
Tarihçe
Anadolu'ya
geliş yönleri arasında, Kafkasya üzerinden, Çanakkale Boğazı'ndan ya da
Karadeniz'den olmalıdır. En genel kabul gören görüş, Kafkasya üzerinden
Anadolu'ya indikleri yönündedir.
Tarihteki ilk
kralları Kuşşara kralı LeonUgur'dır. İlk yerleşim yerleri ise Kuşşara'dır.
Pithana'nın oğlu Anitta zamanında başkentleri Neşa (Kaniş) olmuştur. Anita,
Hitit krallığının başkenti olan Hattuş'u (Boğazköy), çok büyük hazineleri
olduğunu tahmin ederek kuşatmış fakat şehirde herhangi bir şey bulamayınca
kızarak şehri tamamen yakıp yıkmış ve ünlü lanetini savurmuştur “Geceleyin
yaptığım bir saldırı ile şehri aldım. Yerine yaban otu ektim. Benden sonra her
kim kral olur ve Hattuş’u yeniden iskan ederse gökyüzünün (Fırtına Tanrısı’nın)
laneti üzerinde olsun.”
Daha sonra
Anita'nın soyundan gelen torunu Hattuşa'yı bu kez Hitit krallığının başkenti
yapacak ve kendisine de hattuşili adını verecektir. Hattuşa antik kalıntıları
bugün UNESCO'nun Dünya Kültür Mirasları listesinde yer almaktadır. Hititler
yerli halkın ekonomik ve kültürel etkilerinden etkilenerek dil ve dinlerini
benimşemiş ve ırklarını hatti ırkının içinde eritmişlerdir.
Hititler, Asurluların Anadolu’ dan
çıkma zorunda kalmasıyla devlet idaresini ellerine almışlardır. Anadolu’nun yerli
halkıyla kaynaşıp Hitit Devleti’ni kurmuşlardır. Bu devletin kurucusu Labarna‘dır. Başkenti ise Hattuşa’
dır. (Boğazköy) Hitit tarihi M.Ö. 125450- M.Ö.1450 Eski Krallık Devri ve M.Ö. 1450 - M.Ö. 1200 İmparatorluk Devri olmak üzere iki
safhada incelenir. Hitit Devleti'nin kuruluşundan itibaren, sanattaki Mezopotamyalı
unsurlar kaybolarak, Anadolu'nun yerli sanatıyla birleşmiştir. Sanatta, boyutları
büyümüş anıtsal eserler ortaya çıkmıştır. Mabetler, saraylar, sosyal yapılar,
kaya kabartmaları ve orthostatlarla (bina cephelerinde alt sırada yer alan
kabartmalı taşlar) önceki sanattan ayrılır.
Aslında Hattiler'e ait
olmasına rağmen Hitit Güneş Kursu olarak anılan törensel nesne,
Hititlerin sembolü kabul edilir.
Hitit
adı Esk Ahit'e göre uydurulmuş bir isimdir. Bugün Hitit diye
anılan bu halkın kendilerine "Nesi dili konuşan" anlamında Nesili
dediklerini biliyoruz. Hititler kendilerine "Neşalılar" diyorlardı
Hitit
Siyasi Tarihi
M.Ö. 1800 yılları, Anadolu tarihinin
başlangıcı yerli aglutinant dil grubuna ait Hattiler ve
Hint Avrupalı Hititler hakkında ilk bilgilerin edinildiği dönemdir. Bu çağ, Hitit kültürünün başlangıç ve gelişme aşamalarının
kaynağıdır. M.Ö 2500-2000 yılları arasında Kuzey Kapadokya ve Orta Karadeniz bölgesinde gelişmiş kültürün
temsilcisi Hattiler’
di
Şehir
devletleri tarafından yönetilen bu bölgenin müstahkem şehirleri, kral
mezarları, hazineleri, Hatti kültürünün simgeleridir. M.Ö 2000 yılları sonlarında büyük savaşlar sonucunda çıkan
yangınlarla sona eren bu çağı, Asur Ticaret Kolonileri dönemi
izler. Yazılı kaynaklardan Hititlerin, Anadolu’ya M.Ö.
3. binin son yıllarında, 2. binin başında küçük gruplar halinde, girmeye
başladıkları ihtimali çıkmaktadır. Hititlerin Anadolu’ya Kuzey Karadeniz
üzerinden veya kuzeydoğudan, Kafkaslar üzerinden geldikleri ve Kızılırmak
kavisinin kuzey kesimine yerleşmiş oldukları değerlendirilmektedir.
Hitit
Beylikler Dönemi
Birbirini
izleyen akınlarla Orta Anadolu içlerine yayılan Hititler, zamanla
etki alanlarını genişletmişler, Hattili Prenslerin arazilerine hakim
olmuşlardır.
Asur Ticaret
Kolonilerinin geç evresinde (M.Ö 1800-1730) Kuşşara Kralı Pithana ve oğlu Anitta tarih sahnesine çıktılar. Onlar Hitit diline Naşili adını veren Kaniş/Neşa’yi zaptedip krallığın ilk
merkezi yaptılar. M.Ö. 1700’lerde Kuşşara kralı Anitta, Hattuş Kralı Pijusti’yi yenip şehrini tahrip ettiğini anlatmaktadır:
Geceleyin
yaptığım bir saldırı ile şehri aldım. Yerine yaban otu ektim. Benden sonra her kim kral olur
ve Hattuş’u yeniden iskan ederse gökyüzünün Fırtına Tanrısı’nın laneti üzerinde olsun.
Eski
Krallık
Hattuşa M.Ö. 17. yy.’ ın ikinci yarısında, Hitit Kralı I.
Hattuşili tarafından başkent olarak seçilir. Eski Hitit
Devleti’nin kurucusu I. Hattuşili Kızılırmak kavisi içindeki çekirdek
ülkede birliği sağladıktan sonra, Kuzey Suriye ve Yukarı Fırat Bölgesi’nde Hurri Ülkesine karşı yönettiği akınlarla, kendisini
izleyecek Hitit Krallarına bir Dünya devleti olma amacının işaretini veriyordu. Murşili istilalara güneyde devam ederek ve Suriye’deki şehir
devletlerini devreden çıkartarak, Mezopotamya
ticaret yollarını kontrol altına aldı. Halep ele geçirildi
ve ordu Babil’e
kadar ilerleyerek Hammurabi hanedanlığına son verdi.
Ancak, I.
Murşili’nin Hantili
tarafından öldürülmesi bir karışıklık dönemi getirir. Hantili idareyi ele
aldıysa da o da öldürüldü. Hantili’den sonra tahta geçen Zidanta ve I. Huzziya’da Hantili ile aynı kaderi paylaşarak
öldürüldüler.
Bu dönemde
Hitit devleti, Torosların
güneyindeki ülkeleri, Güney ve Güneydoğu Anadolu’daki diğer bölgeleri yeniden Mitanni Krallığı’na kaptırdı.
Telipinu tahta
geçince, saraydaki kan davalarını durdurmayı başardı. Önceki kralların uzak
bölgelere yaptıkları seferleri durdurarak, Anadolu’yu kendi içinde tutarlı bir
idari teşkilat altına almaya çalıştı. Bu amaçla eyalet sistemini kurdu. Telipinu fermanı olarak bilinen fermanı
yayınlayarak, taht verasetini belli kurallara bağladı
Orta
Krallık
Geleneksel Hitit tarihi çağ ayrımına göre, Telipinu devrini Orta Krallık adı verilen dönem izler.
Aynı zamanda I. Tuthaliya Hititlerin amansız düşmanı Kaşkalar’la
da başetmek zorunda kalmıştır. Metinlerde Tuthaliya zamanında, Fırat’ın yukarı
yatağında kalan bölgelere ve Kuzey Mezopotamya’da Hurrilere karşı
yapılan askeri harekatlardan söz edilmektedir. Bu başarılarla I. Tuthaliya’nın Hatti ülkesinde krallığın gücünü yeniden sağladığı
anlaşılmaktadır. Ancak I. Tuthaliya’nın hükümdarlık alanı genelde Anadolu ile
sınırlı kalmıştır.
I. Şuppiluliuma tahta geçince, öncelikle Anadolu’
daki hakimiyetini sağlamlaştırmıştır. Daha sonra Suriye ve Kuzey
Mezopotamya’ nin bazı bölgelerini Hitit Krallığı’ na katmıştır. Kaşkalarla savaşmış, Ugarit Kralı II. Nigmedu ile bir anlaşma yapmıştır. Şuppiluliuma Mısır’ da Tutankhamon’
un ölümünden sonra çıkan çatışmaları fırsat bilmiş, Kargamış’ı
alarak Mitanni Krallığı’ na son vermiştir.
II. Murşili’nin, Anadolu’nun kuzeyindeki ve batısındaki
seferleri, Hitit çekirdek ülkesinde vebanın hüküm sürdüğü ve giderek artan Asur etkisiyle
Suriye’de huzursuzlukların yaşandığı bir döneme rastlamıştır.
Büyük
Krallık Dönemi
Babası Murşili’nin ardından fazla zorluk çekmeden tahta geçen XXI. Muvattalli, yirmi yıldan fazla ’’Büyük Kral’’
olarak hüküm sürmüştür. O’ nun küçük kardeşi Hattuşili, askeri birliklerin başı, saray memuru, kuzey
sınırının sürekli huzursuz bölgelerinde ve Hattuşa’da
Vali olarak Hükümdara birçok alanda hizmet vermiştir. Bu dönemde Muvattalli sarayını, Tanrı ve
atalarının heykelleri ile birlikte Hattuşa’dan Tarhuntaşşa’ya taşımıştır. Muvattalli zamanında Orta Suriye’deki
Amurru bölgesi nedeniyle, Hititler’in anlaşmazlığa
düştüğü ülke Mısır’dı. Bu anlaşmazlık Kadeş Savaşı’ na yol açtı. (M.Ö. 1299)
Günümüzde
Mısır’ daki Abydos, Luksor, Abu Simbel’in duvarları ve Ramsesseum’un pylonlarının
üzerindeki kabartmalarda, Yakındoğu’nun geçmişindeki en ünlü savaşlardan biri
olan Kadeş Savaşı’nın tasviri görülmektedir. Kabartmalara II. Ramses’in
Hitit Kralı II. Muvattalli’yi yenerek elde ettiği zaferin kutlandığı hiyeroglif
metinler eşlik etmektedir. Firavun çok iyi hazırlanarak savaş alanında bizzat
bulunmasına rağmen, savaşın asıl galibi Hititler olmuştur. Amurru yeniden Hitit
yönetimi altına girmiş, ayrılıkçı yerel kral Benteşina ise Anadolu’ya sürülmüş,
Kadeş Kalesi Hitit denetiminde kalmıştır.
Büyük Kral II.
Muvattalli öldüğünde, eski bir kurala uyulmuş ve imparatorluğun en güçlü adamı
olan kardeşi Hattuşili yerine, oğlu III. Murşili/Urhi-Teşup tahta geçmiştir. O, başkenti
Tarhuntaşşa’dan, yeniden Hattuşa’ya taşımıştır.
Bölgede II.
Muvattalli döneminden ve Kadeş Savaşı’ ndan bu yana II. Ramses hüküm
sürmekteydi. Hattuşili Asur ve Babil Hükümdarları ile olduğu gibi, II. Ramses
ile de hükümdarlar arasındaki olağan ilişkilerini sürdürmüştür. I.
Şuppiluliuma’ dan beri süregelen savaş durumunu sona erdirmiş ve Mısır ile
barış antlaşmasını imzalamıştır. Antlaşma Hattuşa’ da ortaya çıkarılan ve
günümüzde İstanbul Arkeoloji Müzesinde bulunan kil tabletten anlaşılmaktadır.
Akadca yazılmıştır. Ayrıca Mısır-Karnak Ramesseum’ da da Mısır hiyeroglifi ile
kaleme alınmış kopyaları görülmektedir. II. Ramses ile yapılan barış
antlaşması, Hattuşili’ nin hükümdarlık döneminde ulaştığı bir zirvedir. Bu
başarı kendisinin rakipleri Asur ve Babil ile Ege’ deki rakibi Ahhiyava
karşısındaki konumunu güçlendirmiştir.
Kurallara uygun
olmaksızın tahta çıkmış olmasına rağmen, III. Hattuşili önemli politik başarılar ve
uluslararası takdir kazanmıştı; ancak Hattuşa’da tahtına çıkacak kişi ile
ilgili düzenlemeyi yapmak da kendisi için önemliydi. Önceden seçilen varisten
vazgeçilmiş ve yerine Prens IV. Tuthaliya seçilmişti. Tuthaliya tahta çıktıktan
sonra, Tarhuntaşşa Kralı Kurunta ile antlaşma yapmış ve Tarhuntaşşa ülkesinin
sınırları yeniden çizilmiştir. II. Muvattali’nin oğlu olarak hanedandan gelen
Krala, imparatorluk hiyerarşisi içinde Karkamış Kralı ile aynı düzeyde yer
verilmiştir.
Hitit
İmparatorluğu’nun bilinen son hükümdarı IV. Tuthaliya’ nın oğlu II. Şuppiluliuma, başgösteren
yiyecek sıkıntısıyla daha da gerginleşen duruma rağmen bazı askeri başarılar
elde etmiştir. Hattuşa’da bugün Güneykale olarak adlandırılan kesimdeki bir
yazıtta, II. Şuppiluliuma’ nın askeri birliklerinin Orta ve Güneybatı
Anadolu’da başarıyla savaştığından, Tarhuntaşşa’ da da hükümdarın yeniden
otorite kurduğundan söz edilir. Çivi yazılı belgeler de, Kargamış Kralı ve
doğrudan Büyük Kral tarafından denetlenen Alaşiya (Kıbrıs) ülkesiyle antlaşma
yapıldığı belirtilir.
Hitit
İmparatorluğu’nun M.Ö. 1200’den kısa bir süre sonra yıkılma nedeni halen tam
olarak anlaşılamamıştır. İmparatorluğun yıkılmasına çeşitli etkenlerin neden
olduğu değerlendirilmektedir. Son büyük kralın hüküm sürdüğü dönemde, halk
içinde huzursuzluklar ve Hitit aristokrasisinde giderek artan çatışmalar
başgöstermiştir. Hitit Devletinin ayakta olduğu son yıllara tarihlenen yazılı
kaynaklar, sefalet içinde olduğu belirtilen Anadolu’ya Suriye ve Mısır’dan
büyük miktarlarda tahıl sevk edildiğini kanıtlamaktadır. Aynı zamanda
Anadolu’daki huzursuzluklar ve Suriye üzerindeki Hitit etkisinin azalması da
Hitit İmparatorluğu’nun yıkılmasında neden ya da sonuç olarak değerlendirilmektedir.
Hitit
İmparatorluğu’nun Yapısı
Hitit Devleti,
Kral ve üyeleri kraliyet ailesinden gelen kişilerden oluşan politik bir
kurumdu. Yönetimin politik organı Pankuş’tur (İmparatorluk
Meclisi). Herhangi bir politik sorun olduğunda Panku Kral tarafından
çağırılmaktaydı.
Yazı
ve Dil
Ana madde: Hitit Dili
Hititlerin
dili, Hint-Avrupa Dillerinin Anadolu'nun alt grubuna
dâhildir. Muhtemelen bir Hint-Avrupa öncesi eski Anadolu dili konuşan
Hattilerden Hatti ifâdesini ülkeleri için kullanmışlardır. Buna karşın dillerine
Kaniş (Neşa) kentinden alınma Nesili (Nesçe) derlerdi.
Hititçe, bugüne
kadar bilinen en eski Hint-Avrupa dilidir. Hitit İmparatorluğu'nda bunun
dışında Luvi ve Pala dillerinde olduğu gibi Hititçe'yle az veyâ çok akrabâ
olan başka diller de kullanılmaktaydı. Luvca'nın dinsel konularda önemi vardı.Hitit hiyeroglif yazısı ve Luvi
dili Bu dillerle berâber Hititçe, diğer Hint-Avrupa dillerinden kelime
hazînesi açısından kısmen farklı olan Hint-Avrupa dillerinin Anadolu kolunu
oluşturmaktaydı.
Bunun yanında
farklı yazılar da kullanımdaydı. Resmî diplomatik yazışmaları ve saray
arşivleri Âsur (Akad) çivi yazısıyla yazılırken kayalardaki kabartmalar ve
yazıtlar için Hiyeroglif denilen yazı kullanılırdı. Bugün, bu
harflerle yazılan dilin bir Luvca lehçesi olduğu bilinmektedir. Hurrice de önemli bir diplomatik yazışma diliydi ve bilhassa Mittani İmparatorluğu'yla yapılan
yazışmalarda kullanılırdı.Hitit çivi yazısının dili Friedrich Hrozny tarafından
1915'te çözülmüş, Hitit hiyeroglif yazısının 1940'lı yıllarda başlayan
çözülmesinde ise Helmuth Theodor Bossert'in büyük katkısı olmuştur.
Hitit
Dini
Hitit dîni çok
tanrılı bir dindir; panteonun (tanrılar ailesi) içinde binlerce tanrı ve
tanrıça vardır ve bunların pek çoğu diğer kavimlerin dinlerinden alınmıştır.
Hititler’de
tanrılar, tıpkı insanlar gibidir. Fiziksel şekilleri insan gibi olduğu kadar
rûhen de onlarla aynı olup insanlar gibi yerler, içerler, kendilerine iyi
bakıldığı sürece insanlara iyilik ederler; ancak ihmâl edildikleri zaman hemen
intikam almaya, insanları en acımasız yöntemlerle cezâlandırmaya hazırdırlar.
Bir Hitit metni, insanlarla tanrıları birbirleriyle kıyaslamakta ve tanrı-insan
ilişkilerini bey-hizmetçi ilişkilerine benzetmektedir.
Hitit
devletinin panteonu, Anadolu ve Suriye şehirlerinin çeşitli yerel
panteonlarının zamanla bir araya getirilip birleştirilmesinden oluşmuştur.
Hitit
devletinin başlangıcından îtibâren baş tanrı, fırtına tanrısı Teşup'tur. Kozmik dönemi (kâinâtı) sağlayan, krallığı ve
ülkenin düzenini koruyan O'dur. Kral, efendisi adına ülkeyi yönetir.
Kadeş
Savaşı ve Barış Antlaşması
M.Ö. 1274 tarihinde II. Ramses ile Muvattalli arasında
Kadeş önünde büyük bir meydan savaşı yapılmış ve Kadeş Antlaşması ile sonuçlanmıştır. Bu antlaşmaya
bağlı olarak II. Ramses savaştan önce aldığı yerleri boşaltmış, Kadeş Şehri
Hititlere kalmıştır.
Kadeş Barış
Antlaşması sırasında orduda çıkan bir isyanda, Muvattalli öldürülmüştür.
Antlaşma, onun yerine geçen III. Hattuşili tarafından imzalanmıştır. (M.Ö.1269) Bu antlaşma dünya tarihinde eşitlik ilkesine
dayanan en eski antlaşmadır. Antlaşma çivi yazısıyla gümüş plakalar üzerine
Akadca olarak yazılmıştır. Ayrıca Kralın mührünün yanında Kraliçenin (tavananna)
mührü de vardır.
Bu antlaşmanın
gümüş levhalara kazınmış olan asıl metinleri kayıptır. Mısır’da tapınakların
duvarlarına kazınan antlaşmanın bir nüshası da, Boğazköy
(Boğazkale) kazılarında kil tablet olarak bulunmuş olup Istanbul Arkeoloji
Müzesinde sergilenmektedir.
Kadeş
antlaşmasının Hattuşa’da bulunan çivi yazılı tabletinin büyütülmüş kopyası New
York’ta Birleşmiş Milletler Binasında asılıdır.
Boğazköy
MÖ II.bin
başlarında, Yukarı Mezopotamya'daki Assur şehrinin zengin tüccarlarının Anadolu ile yoğun
bir ticari ilişkiye girmiş olduklarını görüyoruz Orta Anadolu'nun geniş
toprakları üzerinde kurulan küçük krallık veya beylikler, "Karum" adı
verilen pazar yerleri ile son derece canlı birer ticaret merkezleriydiler.
Assurlu tüccarlarla birlikte gelişen bir başka ve çok önemli olgu ise, M.Ö. II.
bin de Anadolu'da bilinmeyen fakat Mezopotamya'da M.Ö. 3000 yılından beri
kullanılan çivi yazısının Anadolu'ya gelişidir. Böylece Anadolu tarihi çağlara
girmektedir. Kilden yapılmış tabletler üzerine yazılan mektuplardan, Assurlu
tüccarların Anadolu'ya kumaş, koku ve kalay madeni getirerek yerli krallara ve
halka sattıklarını, karşılığında altın, gümüş ve bazı tunç malzeme aldıklarını
öğreniyoruz.
Koloni Çağı'nı
izleyen Eski Hitit ( M.Ö. 18.yy.) ve Büyük Hitit Krallığı dönemleri sonunda,
takriben 1200 yıllarında batıdan gelen ve Deniz Kavimleri diye adlandırılan
toplulukların istilası ile Hitit İmparatorluğu son bulmuş ve Hititler
yaşamlarına şehir beylikleri halindemanyaklar inekler
Yönetim
merkezi
Başkentleri:Hattuşaş
Anadolu'da ilk
kez organize devlet kuran Hititleri'in başkenti olan Boğazköy (Hattuşa),
dağlık-engebeli bir arazi kurulmuş olup Çorum'a uzaklığı
Boğazköy'ün
gerçek tarihi M.Ö. 1900'den az sonra başlar. Geç Hitit ve Asur belgelerinden
öğrendiğimize göre Boğazköy; Hattuştu ve Pijusti adlı krallarla son bulan bir
hanedanlığın merkezi idi. M.Ö. 19. ve 18. yy.'da Hitit öncesi'deki dönemde
Boğazköy'de, Hattiler ve Asurlu tüccarlar da konaklamaktaydılar. Şehirde Asurlu
tüccarların ticaret yaptıkları "karum" denilen bir pazar yeri
bulunmaktaydı.
Boğazköy, M.Ö.
1200 yıllarına kadar Hititler'in başkenti olma özelliğini korumuştur. İlk Hitit
kralı olarak Hattuşa'lı anlamına gelen Hattuşili'yi görüyoruz.
Kentin asıl
merkezini büyük kale teşkil eder. Büyük kalenin kuzeybatı yamacında Hitit
İmparatorluk dönemine ait özel evler ile Büyük Mabed'in yer aldığı "aşağı
şehir" bulunmaktadır. Şehrin güney kısmını teşkil eden "yukarı
şehir"; M.Ö. 13. yy kralları tarafından yapılmış sandık şeklindeki
surlarla çevrilmiştir. Bu surda Kral Kapısı, Potern, Sfenskli Kapı, Aslanlı
Kapı yer almaktadır. Yukarı şehir içinde Yenice kale ve Sarıkale tahkim edilmiş
olarak yapılmıştır.
Hitit Krallığı;
M.Ö. 1200'deki Deniz Kavmi Göçleri sonunda Trak asıllı kavimlerin baskıları
sonucu yıkılmış olup, dolayısıyla Boğazköy de başkent olma özelliğini
kaybetmiştir. M.Ö. 750 yılında Friklerin yerleşimine sahne olmuştur.
Hellenistik çağda ise Boğazköy; büyükçe bir yerleşim alanı olamaktan öte gidememiştir.
Bizans çağında da iskan edildikten sonra Boğazköy'e 18. yy.'da bugünkü
sakinleri yerleşmiştir.
Antik
Hattuşa harabeleri ile Yazılıkaya Açık Hava Mabedi birer açık hava müzesi
olarak önem taşımakta rojesi kapsamına alınmıştır.
Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!
1 yorum yazılmıştır.
2007-12-04 13:58:28 - anadolu uygarlıkları
Yazan: burakiyi hoş tanıtıyosunuz ama sınır haritalarını koyarmısınız?yani Hititler,İonların sınır çizgisi gibi
Bağlantı - -


